10/1/2008 - ANA BABALARA UYARILAR--ÇEŞİTLİ ZİHİNSEL ENGELLİLİK ÇEŞİTLERİ HAK
ANA BABALARA UYARILAR
Birçok anne baba çocuklarının zihinsel
engelli olduğunu uzun süre fark edemeyebiliyor. Oysa hamilelik süreciyle
başlayan kontroller birçok konuda yeterli ipuçlarını veriyor. Çocuk sahibi
olmak isteyen anne babaların öncelikle aşağıdaki uyarıları okumalarında büyük
yarar var.
DOWN sendromu
Yüz
, yuvarlak ve basıktır.
Gözler çekik olup, kapaklarında kıvrım mevcuttur. Çocuk büyüdükçe bu kıvrım
belirgin hale gelir. Yine bazı çocuklarda özellikle göz rengi açıksa, gözün
renkli bölümünün çerçevesinden içe doğru beyaz lekeler vardır. Bu lekeler
zamanla kaybolur. Göz kapaklarında şişme ve çapaklanma görülür.
Burun , küçük ve kalkık, burun kökü basıktır. Yüzün yuvarlak olması nedeniyle
gözler birbirinden ayrık durur. Göz kaslarının zayıf olması nedeniyle şaşılık
görülebilir.
Ağız küçük olduğu için (özellikle bebeklerde) dil dışarıda durabilir. Bu
nedenle salya akması ve ağız kenarlarında çatlaklar oluşabilir. Dil üzerinde
yarıklar vardır.
Kulaklar biraz aşağıda olup, kulak yolu dar ve küçüktür. Kulak iltihaplanmaları
ve işitme problemi yaygındır.
Baş
, basık, arkası düzleşme eğilimindedir. Saç, kaş ve kirpikler çoğu kez seyrek
ve yumuşaktır. kısa ve geniştir.
Gövde kısa ve geniş görünür. Karın geniş ve bombe görünümünde olup, göbek
veya kasıkta bazen fıtık görülebilir.
Kol ve bacaklar genellikle gevşek ve künt bir yapı görülür. Aynı
görünüm el ve ayak içinde geçerlidir. Elde, avuç içinde simin çizgisi avuç
içini boydan boya kat eder. Ayakta da baş parmakla ikinci parmak arasında geniş
bir ayrılık vardır.
Kalpte anatomik bozukluklar görülebilir. Guatr sık rastlanan bir semptomdur.
Bağışıklık sistemi zayıf olan bu çocuklarda akciğer enfeksiyonları sık görülür.
Çocuk, doğumda ve daha sonra belli
aralıklarla kontrolden geçirilmelidir. Erkek çocuklarda yumurtalıkların kasıkta
ya da karında kalmaları veya çocuğun idrar deliğinin penisin ucunda değil biraz
altta kalması söz konusudur. Bu durumda uzman doktorlara başvurmalı ve
yapılması gerekenler öğrenilmelidir.
Down Sendromunun tıbbi anlamda tedavisi
bulunmamaktadır. Kromozom bozukluğundan kaynaklandığı ve kalıtsal olduğu için
sadece hamileliğin ilk aylarında üçlü kan testi ile çocuğun Down'lu olup
olmadığı öğrenilebilmekte ve Down'lu ise kürtaj yapılabilmektedir.
OTİZM
Otizm, sosyal ve iletişim becerilerinin
oluşmasını etkileyen bir genel gelişim bozukluğudur.
Otizm genellikle 2 yaşından itibaren ortaya
çıkar. Otistik çocuklar genelde öğrenme ve algılama zorluğu çekerler. Otistik
çocukların büyük bir kısmında farklı seviyelerde zekâ geriliği görülse de zekâ
seviyeleri normal olan otistik çocuklar da vardır.
Ancak genel zekâ seviyeleri ne olursa olsun,
otistik çocuklar çevrelerindeki dünyayı algılamakta ortak bir zorluk çekerler.
Bir annenin doğum sonrası çocuğunun (tüm özür
grupları dahil olmak üzere) engelli olma oranı %2'dir; otistik olma olasılığı
ise % 0,5'tir (Daha önceleri bu oran 4/10.000 olarak değerlendirilirdi).
Otizm erkek çocuklarda kız çocuklardan 4 kat
daha fazla görülmektedir. Her çocuktaki otistik belirtiler ve bunların seviyesi
farklılık gösterebilir, bu nedenle otizm seviyelerini kategorize etmek güçtür.
Ayrıca, Asperger sendromu ve Rett
sendromu olarak bilinen otizm formları da bulunmaktadır.
Otizmin belirtileri ve sebebi:
Otistiklerde, etkilenme dereceleri değişse de
aşağıdaki ortak belirtiler görülür;
* Sosyal ilişkilerde güçlük.
* Konuşma güçlüğü.
* Sözsüz iletişimde zorlanma.
* Oyun oynama ve hayal gücünü kullanmada zorlanma.
* Değişikliklere karşı tepki ve direnç gösterme.
Otistik bir çocuk başkalarına ilgisizdir.
Göz temasından kaçınır. Başkaları ile kendiliğinde temas kuramaz. İsteklerini
bir yetişkinin ellerini kullanarak belirtir. Diğer çocuklarla oynamaz. Sürekli
bir konu üzerinde konuşur. Tekrarlar fazladır. Sebepsiz şekilde ağlar, güler ve
sebepsiz davranışlarda bulunur. Anlamsız sözleri üst üste tekrarlar. Nesneleri
tutup sürekli döndürmekten hoşlanır. Değişikliklerden hoşlanmaz. Yaratıcılık
gerektiren oyunları oynayamaz. Bazıları yaratıcılık gerektirmeyen bir takım
işleri oldukça hızlı ve iyi yaparlar.
Otizme neyin sebep olduğu henüz net olarak
bulunamamıştır. Ancak son dönemdeki araştırmalar, otizmin genetik bir
rahatsızlık olduğu görüşünü kuvvetlendirmektedir. Otizmin kesin tedavisi için
henüz herhangi yöntem ya da ilaç mevcut değildir. Otistik çocukların kullandığı
ilaçlar genelde hiperaktiviteyi azaltan, dikkatin yoğunlaşmasına yardımcı olan,
dolayısıyla çocuğun eğitiminden daha çok faydalanmasına destek veren yardımcı
ilaçlardır.
Otistik çocuklar sabırla ve bilinçli bir
şekilde yürütülecek özel eğitim çalışmaları ile temel yaşam becerilerini,
konuşma ve iletişim kurma özelliklerini kazanabilirler. Çok az görülmekle
birlikte, tamamıyla otizmin etkisinden kurtulup normal bir yaşantıya sahip olan
otistik çocuklar da vardır.
ASPERGER sendromu
Asperger sendromu olan insanlar, insanlara
bakarak, onların yaşlarını ve statülerini tahmin etmekte, yüzlerindeki ifadeye
ya da ses tonlarına göre mutlu mu, kızgın mı ya da üzgün mü olup olmadıklarına
karar verip, ona göre tepki vermekte kısacası bizim doğal olarak farkettiğimiz
bu sinyalleri algılamakta zorlanmaktadırlar.
Otizmde bulunan bir takım özellikler Asperger
sendromunda da görülmektedir; İletişim kurmada zorluk, Sosyal ilişkilerde
zorluk, Hayal gücünde ve yaratıcı oyunlarda eksiklik gibi.
Asperger sendromu olan kişiler sıkça ortalama
veya ortalama üstü zekâya sahiptirler. Bunun için Asperger sendromu olan bir
çocuk normal okullara gitmektedir. Doğru destek ve cesaretle iyi bir şekilde
ilerleyip, daha ileri düzeyde eğitimlerine devam edebilir ve iş sahibi
olabilirler.
Nedenleri halen araştırılmaktadır. Bir çok
uzman Asperger sendromu teşhisi koyduran anış örüntüsünün, bir tek nedenden kaynaklanmadığına
inanmaktadır. Asperger sendromunun, beyin gelişimini etkileyen değişik fiziksel
etkenlerden kaynaklanabileceğini belirten güçlü kanıtlar bulunmaktadır.
Duygusal yoksunluğa ya da kişinin büyütülme tarzına bağlı değildir.
Asperger sendromu, otizmle bir çok ortak
özelliği paylaşmaktadır. Sakarlık gibi bazı özellikler, Asperger sendromu olan
insanlar için belli özelliklerdir. Genellikle içe çekilmiş ve çevrelerindeki
dünyaya ilgisizmiş gibi gözüken klasik otizmi olan insanlardan farklı olarak, Asperger
sendromu olan pek çok insan sosyal olabilmek için çok çabalarlar ve insanlarla
temasa geçmekten hoşnut olurlar. Ancak, yüz ifadeleri gibi sözel olmayan
sinyalleri anlamakta güçlük çekerler.
Asperger sendromu olan insanlar gerçekleri ve
şekilleri öğrenirken sıklıkla yüksek bir dereceye erişirken, soyut düşünmede
zorlanırlar. Okula giden çocukların din ya da edebiyat gibi derslerde
zorluklarla karşılaşmalarına neden olabilir.
Asperger sendromu olan insanlar için belirli
bir özellik olarak görülmektedir. Bisiklet sürmek gibi koordinasyon gerektiren
becerilerde özellikle zorluk çekmektedirler. Sallanmak ya da salınmak gibi
garip tekrarlayıcı hareketlere kapılabilmektedirler.
RETT sendromu
Rett sendromu dünyanın her yerinde
10.000-23.000'de 1 gibi bir sıklıkla ve genellikle kızlarda görülen bir gelişim
bozukluğudur. Rett sendromlu kızlar yaşamlarının ilk (6-18) aylarına dek
tamamen normal ya da normale yakın gelişim gösterirken önce hızlı bir gerileme
ile öğrenilen becerileri unutur sonra da uzun bir duraksama devresine girerler.
İnce ve açık renk derili yüzleri, sivri burunları, küçük el ve ayakları, bazı
tipik özellikleridir.
Ellerini belli bir amaç için (yemek yeme,
eşya toplama) uzun süre kullanamazlar. Daha çok ellerini önde birleştirme,
ovuşturma, el yıkar gibi yapma ve ellerini ağzına götürme gibi hareketleri ard
arda yaparlar. El çevirme, alkış, elleriyle dizlerine vurma ve parmaklarını
oynatma gibi tekrarlanan el hareketlerinin bir veya bir kaçı da sıklıkla
görülebilir.
Psikomotor gelişiminde yavaşlama, yürüme ve
gövde hareketlerinde zayıf koordinasyon gösterirler. El ve ayakta kasılma ve
titremeler görülür. Dil gelişimlerinde gecikmeler görülür.
Baş çevresinin büyümesi 3 aydan 4 yaşa kadar
yavaşladığı için kafası yaşına göre küçüktür (Mikrosefali).
Bazı Rett sendromlu kızlarda büyüdükçe; nefes
almada düzensizlikler, nöbetler, kasılmalar, omurganın eğrilmesi, diş
gıcırdatma, çiğneme ve yutma problemleri, kabızlık, el ve ayak eklemlerinde kan
dolaşımının bozukluğu nedeniyle soğukluk gibi belirtilerden bazıları
görülebilir.
Rett sendromu sıklıkla Cerebral Palsy
(Beyin felci) ve erken çocukluk otizmi ile karıştırılır. Bu nedenle Rett
sendromunun özelliklerinin ve gelişim aşamalarının ailelerce bilinmesi,
dikkatli ve ayrıntılı bir tıbbi değerlendirme yapılabilmesini sağlar. Böylece
tanının erken konulabilmesi ve eğitimin erken başlayabilmesi sağlanabilir.
1. BAŞLAMA AŞAMASI (6 ay ile 1,5 yaş arası) Çocuk çok az göz kontağı
kurar ve oyuncaklarıyla çok az ilgilenir. Genellikle "uslu" ve
"sakin" bebek olarak nitelendirilir. Kaba motor hareketlerde
gerilikler, baş büyümesinde yavaşlama, el ovuşturma görülebilir.
2. HIZLI GERİLEME AŞAMASI (1 ile 4 yaş arası) Bu dönemde anlamlı el hareketleri
ve konuşmanın kaybolması bazen hızlı bazen dereceli olarak başlar. Nefesini
tutma, nefes nefese kalma görülebilir. Yürüyüş biçimi dengesiz olur ve yürümeye
başlamada gecikme görülebilir.
3. DURGUNLUK AŞAMASI (4 ile 10 yaş arası) İstemsiz el-kol hareketleri ve
kasılmalar belirginleşir. Daha az ağlar, çevresine daha fazla ilgi gösterir ve
daha dikkatli, daha alıcı olur ve iletişim becerileri geliştirir. Rett sendromu
olan bir çok kız, hayatlarının kalan kısımlarında bu aşamada kalır. Bir kısmı
ise 10 yaşından sonra daha az hareket eder, yürümeyi bırakabilir, omurga
eğrilebilir. Ancak iletişim ve el becerilerinde azalma olmaz, göz kontağı
artar, tekrarlayan el hareketleri azalır.
SEREBRAL PARALİZİ
Serebral paralizi, doğum öncesi, doğum sırası
veya doğum sonrası beyindeki bir lezyon sonucu ortaya çıkan nöromusküler
bozukluktur. Motor bozukluklar, spastisite, kuvvetsizlik, inkoordinasyon,
atetoz, rejidiye ve tremorlar şeklinde olabilir. Motor bozuklukların yanında
mental gerilik, konvülziyonlar, görme, işitme, konuşma, algılama ve davranış
bozuklukları da görülebilir.
Serebral paralizi ilerleyici değildir , ancak çocuk merkezi sinir sistemindeki bir lezyon
ile gelişmek zorunda olduğu için belirtiler yaşantısı ile birlikte değişiklik
gösterir. Bu nedenle erken tanı, hastalık kalıcı şekil bozukluklarına neden
olmadan tedaviye başlanması açısından büyük önem taşır.
Toplumun ana ögesi olan aile kavramında
biyolojik ve sosyolojik devamlılığı sağlayan çocuğun beynindeki bir hasar,
nörolojik bozukluklara neden olacak ve beraberinde getirdiği sorunlarda hem
çocuğa, hem aileye, hem de topluma yansıyacaktır.
Serebral paralizili çocukta rehabilitasyonun
amacı, var olan potansiyelleri açığa çıkartmak, geliştirmek ve düzenlemede
yardımcı olmak, maksimum düzeyde bağımsızlık kazandırarak erişkin yaşa
hazırlamaktır. Rehabilitasyonun başarılı bir sonuca ulaşmasında doktor,
fizyoterapist, iş ve uğraşı terapisti, konuşma terapisti, psikolog, sosyal
hizmet uzmanı, çocuk gelişim uzmanı, ortopedist ve ailenin birlikte
çalışmasının rolü büyüktür.
Her hastalıkta olduğu gibi Serebral
paralizide de korunma prensiplerinin bilinmesi gerekir. Hastalığın belirtileri
erken çocukluk döneminde açığa çıktığına göre, koruyucu önlemlerin de doğum
öncesi, doğum sırasında veya doğumdan hemen sonra alınması gerekmektedir.
Anne-Baba arasındaki akrabalık, daha önceki
nesillerden gelen bir gelişim bozukluğunu doğacak çocuğa aktarabilir; yine anne
baba arasındaki kan uyuşmazlığı, doktor kontrolü yeterli olmadığı takdirde
beyinde hasara neden olabilir. Ayrıca, annenin hamileliği sırasında, özellikle
ilk üç ayında geçireceği enfeksiyos hastalıklar (kızamıkçık, suçiçeği gibi),
aldığı bazı ilaçlar veya geçireceği kazalar çocuğun beyninde gelişim
bozukluklarına yol açabilir.
Prematüre veya zor doğum, anoksi, asfiksi
veya anneye verilen uyuşturucu maddeler, hatalı forseps kullanımı veya
sezeryan, çocukta beyin lezyonunun nedeni olabilir.
Serebral Paralizide tanı ne kadar erken
konulursa, gelişecek yanlış patern ve postürlerin tedavi sonuçları o kadar iyi
olacaktır. Bu nedenle, doğumdan sonra ilk bir yıl içersinde Serebral Paralizi
şüphesi uyandıracak belirtilerin ebeveynler ve bütün sağlık personeli
tarafından bilinmesi önemlidir. Serebral Paralizinin erken belirtileri aylara
göre şöyle özetlenebilir;
Bir aylık bebekte belirtiler:
a) Devamlı laterjik olması,
b) Emme bozukluğu,
c) Israrlı kusma,
d) Etraftan gelen uyarılara cevap vermeme,
e) Konvülziyonlar olması.
Bir aylık bebekte görülen belirtilere ek
olarak, bulunması gereken reflekslerin kaybı (Moro Refleksi, tonik boyun
refleksleri, çapraz ekstansiyon vb. gibi reflekslerin hiç olmaması), çocukta
bir veya iki ısrarlı hipertonusun görülmesi.
3 aylık bebekte belirtiler:
a) Nistagmus,
b) Opistotonus (sırt üstü, baş ve topuklar üzerinde yay gibi, sert bir şekilde
durma),
c) Normalde gülmeye başlayan yüz ifadesinin yokluğu.
4 aylık bebekte belirtiler:
a) Baş kontrolünün olmaması,
b) Strabismus,
c) Kortikal baş parmağın devam etmesi,
d) Moro refleksi ve Asimetrik Tonik Boyun Refleksinin (A.T.B.R.) devam etmesi.
5, 6 ve 7 aylık bebekte de belirtiler aynı
şekildedir.
8 aylık bebekteki belirtiler:
a) Dönme ve oturma aktivitelerinin olmaması,
b) El - Göz koordinasyonunun yokluğu,
c) Tekme atarken iki bacağın birlikte ekstansiyona gitmesi,
d) Uzun oturma pozisyonunda bacakların hiperadduksiyona gitmesi.
10 aylık bebekteki belirtiler:
a) Emeklemenin olmaması veya emeklerken iki
ayağını birden fleksiyona getirerek sıçraması, b) Tutunarak ayağa kalkmada
bozukluk,
c) İsmi ile çağrılınca tepki göstermemesi,
d) Ağızdan fazla miktarda salya akması,
e) Verilen yiyeceği almaması veya ağzına götürmemesi.
1 yaşındaki belirtiler:
Tanının en kolay konulduğu devredir. Çocuk
tutunarak yürümüyorsa veya parmak ucunda ve bacakları adduksiyona giderek
yürüyorsa, beyin lezyonunu göstermektedir
FENİLKETONÜRİ
Fenilketonüri kalıtsal bir metabolizma
bozukluğudur . Hastalığın Türkçe karşılığı maalesef yoktur.
Bu hastalık, çocuğun karaciğerindeki bir
enzimin eksikliği sonucunda ortaya çıkmakta; ileri derecede zekâ geriliğine
neden olmaktadır.
Bebek doğduğunda tamamıyla normaldir. Anne
sütü de dahil olmak üzere, bebek beslenmeğe başlayınca, besinlerin içindeki
fenilalanin isimli amino asit kanda yükselip, çocuğun hem zihinsel hem de motor
gelişimini olumsuz yönde etkilemeğe başlar.
İlk aylarda belirtiler anne ve babalar
tarafından pek fark edilmez. Ailelerin dikkatini çekecek düzeyde belirti
vermeğe başladığında da tedavi için geç kalınmış olur. Ancak erken teşhis
konursa, özel diyet ile hastalık tamamıyla tedavi edilebilmektedir. Bu
nedenle bütün dünyada, bebekler doğduğunda topuklarından bir damla kan, özel
bir kurutma kağıdına alınarak incelenmekte ve hastalık tespit edilirse hastaya
ulaşılarak tedavi edilmeye başlanmaktadır.
Ülkemizde de bu sağlık hizmeti Sağlık
Bakanlığı tarafından yürütülen yeni doğan Fenilketonüri Tarama Programı
çerçevesi içinde ücretsiz olarak uygulanmaktadır.
Fenilketonüri ülkemizde tedavi edilebilir
zekâ geriliklerinin en önemlilerinden biridir. Genetik geçişli kalıtsal bir
hastalık olduğu için; akraba evliliklerinin çok sık yapıldığı ülkemizde, diğer
ülkelere göre daha sıktır. Dünya ülkelerinde on bin doğumda bir görülen
hastalık, ülkemizde üç bin doğumda bir görülmektedir.
Ayrıca ülkemizde doğurganlık hızı da çok
yüksektir. Hastalık, akraba evliliği yapmayan çiftlerin çocuklarında da
görülebilir.
(Kaynak : İzmir Büyükşehir
Belediyesi Engelliler Masası Koordinatörlüğünce yayımlanan Engellilerin El
Kitabı)
MULTİPL SKLEROZ
Multipl Skleroz (MS) beyinde ve omurilikte
mesajları taşıyan sinir telleri etrafındaki koruyucu kılıfın (Miyelin kılıf)
hastalığıdır. Kılıfın zarar gördüğü yerlerde sertleşmiş plak dokuları (skleroz)
yer almaktadır. Bu plaklar sinir sistemi içinde pek çok yerde oluşabilir ve
sinirler boyunca mesajların iletilmesini engelleyebilirler.
Multipl Skleroz'un belirtileri , şiddet ve seyir yönünden hastadan hastaya çok büyük
değişiklikler gösterir. Bazı hastalarda değişik tablolar arka arkaya ortaya
çıkar, daha sonra kısmi ya da tam iyileşme görülür. Belirtiler, etkilenen sinir
sistemi bölgesine göre farklıdır. Bunlar arasında halsizlik, karıncalanma,
uyuşma, duygu eksikliği, denge bozukluğu, çift görme, görme azlığı, konuşma
bozukluğu, titreme, kol ve bacaklarda sertlik, güçsüzlük, idrar kaçırma veya
yapamama, erkeklerde cinsel güç azlığı sayılabilir.
MS genç insanlarda (20-40 yaşlar arasında)
trafik kazaları dışında nörolojik nedenli engellilüklerde birinci sırayı
almaktadır. Hastalığın oluşumunda çevresel, genetik ve bağışıklık sistemi
bozuklukları suçlanmaktadır. Hastalığın dağılımının coğrafi konumlarla ilişkisi
nedeniyle çevresel etmenler ya da virüsler suçlanmaktadır. Her iki yarı kürede
ekvatorda uzaklaştıkça risk artmaktadır. Ülkemiz orta derecede risk kuşağında
yer almaktadır.
Yaklaşık 35-40 bin MS'li olduğu
sanılmaktadır. Hastalık ırsi, bulaşıcı ve ölümcül değildir. Tedavi, nedene
yönelik ve belirtileri düzeltici olmak üzere iki grupta toplanmaktadır. Kortizon
grubu ilaçlar ataklarda, Betaferonlar hastalığın ilerlemesini
yavaşlatmak amacıyla kullanılmaktadır. Bunların yanında adale kasılmalarını ve
bedendeki titremeleri düzeltici ilaçlar ve fizyoterapi büyük önem taşımaktadır.
Umuda yolculuktan
yararlanılmıştır teşekkürler
HİPNOZ NEDİR ?
1 - Hipnoz nedir?
2 - Hipnoz olan kişi, bir daha uyanamazsa ne olur ?
3 - Sırlarımı hipnoz altında söyler miyim ?
4 - Herkes hipnoz olabilir mi ?
5 - Herkes hipnoz yapabilir mi?
Her seyden önce Hipnozun uyku olmadığını bilmekte fayda mülahaza
ediyorum. Her ne kadar hipnosis Yunanca da uyku anlamına gelse de (hatta Yunan
mitolojisinde uyku tanrısının adı olsa da) yapılan elektrofizyolojik
incelemeler hipnoz anı ile uyku halinin tamamen farklı durumlar olduğunu göstermiştir.
Uykuda görülen yavaş beyin dalgalarının yerine hipnoz sırasında kişinin beyin
aktivitelerinin uyanıklığa denk olduğu görülmüştür. Hipnoz kelimesi ilk kez
İngiliz hekim Braid tarafından kullanılmıştır.
Hipnozun mazisi çok eskilere dayanmakla
birlikte bilimsel mahfillere girmesi F A Mesmer tarafından sağlanmıştır.
18. Yüzyılın son çeyreğinde bazı nörotik hastaların tedavisinde hipnozu
kullanan Mesmer hem çok popüler olmuş hem de bir çok hasım kazanmış, kendisi
şarlatanlıkla suçlanmıştır. Zira her devirde olduğu gibi o devirde de insanlar
doğa üstü güçlere ve bu güçlere sahip olan insanlara çok inanmışlar ve onlardan
medet ummuşlardır. Bunu çok iyi kullanan Mesmer hipnoz seanslarına adeta mistik
bir hava katarak etkinligini artırmıştır.
Günümüz Türkiye’sinde hipnoz hak ettigi yeri
yavas yavas tedavilerde almakla birlikte su-i istimale açık bir saha olarak
halen bakirligini korumaktadır. Bunun nedenini ilerleyen satırlarda daha iyi
anlayacaksınız.
Hipnozu şu an en çok uygulayanlar sahne
illüzyonistleri ve medyumlardır. Bunun yanında Psikiyatristler ve Diş hekimleri
de hipnozu pratiklerine almaya başlamışlardır. Ancak yinede bazı kötü niyetli
kişiler hipnozu sanki başlı başına bir tedavi edici metodmuş gibi lanse etmekte
ve bu yolla hastaları kullanmakta ve onlara zarar vermektedirler. Aslında
hipnoz psikiyatrik hastalıkların psikoterapisine yardımcı bir metod olarak
kullanılabilir. Hipnoz altında verilmesi gereken telkinler ve diğer
psikoterapötik yollar izlenmezse sadece hipnoz yapılmış olması hastalığı tedavi
etmez. Bunu şu örnekle daha iyi açıklayabiliriz: Bir cerrahın ve bir kasabın
eline neşter verdiğinizi varsayın. Cerrah yaptığı müdahalede nasıl anatomik
katları tekrar birleştirmeye uygun keser. Oysa kasap sonrasını düşünmeden
neşteri çeker ve tamiri güç yaralar bırakır. İnsanın ruhsal yapısını bilmeyen
hastalığın sebepleri konusu üzerinde ihtisası olmayan birinin ruhsal
hastalıkları tedavi etmeye kalkması kasabın ameliyat yapmasına benzer ki
kişinin ruh sağlığı üzerinde onulmaz yaralar bırakabilir.
Hipnoz günlük stres ve sıkıntılar,sigara
alışkanlığından kurtulmak,şişmanlık ve yeme bozuklukları, uyku bozuklukları,
konsantrasyon problemleri, fobiler(korkular), cinsel problemler,psikosomatik
rahatsızlıklar, dissosiyatif bozukluklar ve diğer psikiyatrik rahatsızlıkların
tedavisinde yardımcı araç olarak kullanilabilir.
Ancak hipnozun tek kullanım yeri psikiyatrik
hastalıklar değildir. Diş hekimleri anestezide kullanabilirler. Hatta genel
cerrahide bile anestezik ajan kullanmadan yalnızca hipnozla yapılan büyük
operasyonlar bildirilmiştir.
Ülkemizde hipnozun uzun yıllar ihmale uğramış
olmasını materyalist yaklaşımın psikiyatristler arasında çok yaygın olmasına
bağlıyorum. Hipnoz altında geçekleşen bazı fenomenleri yalnız madde ile
açıklamak mümkün görünmemektedir. Ayrıca psikiyatri pratiğinde biyolojik
yaklaşımın ön planda tutulmuş olması da bunda bir etken olabilir. Herkesin
kolayca hipnotize olmaması da bunda bir diğer etkendir.
Hipnozun kullanımı bir kenara bırakıldığında
en çok merak edilen birkaç soruyu da şöylece özetlemek isterim.
Hipnoz olan kişi, bir daha uyanamazsa ne olur ?:Hipnoz
tamamen telkinle oluşturulan bir durumdur ve yine telkinle normale
döndürülebilir. Şimdiye kadar yapılmış milyonlarca hipnoz denemesinde ve konu
ile alakalı yazılarda uyanamama diye bir şeyle karşılaşmadım. Bu tamamen
fantastik bir durum olup bazı filmlerdeki sahnelerden kaynaklandığını
düşünmekteyim. Kişiye verilen telkinin bitmesinden sonra kişiyi hipnotize eden
uyandırmasa bile trans yüzeyelleşir ve kişi bir süre sonra kendiliğinden
uyanır. En kötü ihtimalle hipnoz edenin kişiyi uyandıramadan öldüğünü varsaysak
bile hipnoz olan kişi bir süre sonra normal uykuya geçerek uyanır. Kaldı ki
aşırı gürültüler, ani ısı değişiklikleri gibi fizik şartlardaki değişimler
kişinin transtan çıkmasına neden olur.
Sırlarımı hipnoz altında söyler miyim ?: Hipnoz olmak üzere olan kişilerin en çok korktukları
kirli çamaşirlarinin ortaya dökülmesidir. Ancak şunu bilmekte fayda vardır.
Narko analiz ( İlaçla hipnoz oluşturup yapılır) dışında kişi sonradan pişman
olacağı yada kişiliğine uygun olmayan bir şeyi ne söyler ne de yapar. Bu konuda
hipnozitör ısrarcı davranırsa trans yüzeyelleşir ve bir süre sonrada kişi
kendiliğinden transtan çıkar. Bu tür durumlar ancak filmlerde olur. “Gözlerime
bak ve uyu” da filmlerden çıkıp gelmiş bir sözdür ve gerçeklerle bağdaşmaz.
Herkes
hipnoz olabilir mi ?: Demans hastaları, geri zekalılar, çok yaşlanmış
dikkatini bir noktada toplayamayanlar, ciddi akıl hastaları ve küçük çocuklar
dışında hemen herkes hipnotize olabilir.
Herkes
hipnoz yapabilir mi? Evet . Şartları yerine getirdikten sonra herkes
hipnoz yapabilir. Ama bazı insanlar bunu daha kolay gerçekleştirirler. Hipnoz
olmaya istekli bir kişi , hakikaten hipnoz yapmak isteyen birisi tarafından
kolaylıkla transa sokulabilir ama sonrası ne olur bilemem. Dolayısıyla
hekimlerin dışındaki insanların bu işle uğraşması tamiri güç durumlara sebep
olabilir. Hele ruhsal sorunların tedavisinde Psikiyatristlerin dışında
insanların hipnozu kullanmasının kasabın ameliyat yapmasından hiçbir farkı
olmadığını hatırlatmak isterim. İşi ehline yani cerraha vermek gerektiği gibi
hipnozu ve ruhsal sorunların tedavisini psikiyatristlere bırakmakta fayda
vardır diye düşünüyorum. Ne dersiniz (pedam yayınlarından alıntı
yapılmıştır)
|