DİĞER SİTEMEDE BEKLERİM DOSTLAR EFLATUNİK

İBRET ALINMASI GEREKEN HİKAYELER - otizm,eğitim_öğretim,ergenlik,çocuk,Hikaye,Felsefe - Blogcu EkleBunu RSS Ekle Butonu



otizm,eğitim_öğretim,ergenlik,çocuk,Hikaye,Felsefe

27/6/2009 - İBRET ALINMASI GEREKEN HİKAYELER

Kategori: ANI



İBRET ALINASI HİKAYELER




ÖĞRETMENE MEKTUP

 


...yazışırken siz diye başlayıp siz diye bitirmek isterim.
Ancak araya bu kadar resmi bir mesafe koymak istemiyorum. Resmi bir mesafe olursa ben içimdekileri tam yansıtamam.Siz değil de sen diye cümlelerime devam edeceğim için bana kırılmayın lütfen!
Merhaba Öğretmenim!
Yakında veli toplantıları başlayacak. Benim içimi bir korku sardı yine. Ne tuhaf bir korku bu aslında Düşünsenize, dünyada beni en çok seven insanlar olan annem babam ve bana en çok emeği geçen insan olan öğretmenim bir araya gelecekler, ama ben korkuyorum. Benim geleceğim için çalışan insanlar bir araya gelecekler. Sevinmem gerekirken korkuyorum.
Korkumun sebebi sen değilsin öğretmenim. Geçen yıl ki sınıf hocamız yüzünden bu korku var içimde. Geçen yıl yapılan toplantıdan sonra evimizde neler olmuştu neler! Sınıf hocamız anneme beni şikayet etmiş. Annem o öfkeyle eve geldi. Babama her şeyi aktardı. Öyle bir fırça yedim ki evdeBir hafta boyunca ailemle neredeyse hiç konuşmadık.
Sadece ben değil tüm arkadaşlar aileleriyle problem yaşamıştı o toplantıdan sonra. Sınıf arkadaşlarımızdan birisinin babası o kadar sinirlenmişti ki, arkadaşımızı neredeyse evden kovacaktı.
Kusurlarımızı, hatalarımızı, yaramazlıklarımızı anne babalarımıza hiç söylemeyin, her kusurumuzu ört bas edin demiyorum. Ancak anlamakta zorlandığım bazı noktalar var.
Anne babalarımıza bizleri o kadar şikayet eden öğretmenimiz niçin hiç iyi yönlerimizden bahsetmemiş. Bir canavarı tarif eder gibi, bu çocuk adam olmaz, bu kızda iş yok, ne biçim çocuk yetiştirmişsiniz gibi cümleleri, bir makineli tüfek gibi velilerimizin üstüne yağdırmış eski sınıf öğretmenimiz. Sanki anne babalarımız haylaz olduğumuzu bilmiyor mu? Biliyorlar elbette. Ancak diğer velilerin içinde bu kadar rencide olunca tüm öfkeleriyle bize yükleniyorlar.
Sevgili Öğretmenim.
Bizim anne babalarımız zaten cahil. Bir çoğu köyden şehre çalışmak için gelmiş, bizleri okutmak isteyen iyi niyetli cahil insanlar.
Annem, anneliği, sadece çocuk doğurup karnını doyurmak sanıyor. Babama sorsanız bizim için ceketini satar bizi okutur. Ancak çocuk eğitmenin doğurmak veya doyurmak olmadığını bilmiyorlar.
Biz cahil kaldık işte! Siz okuyun diye çırpınıyoruz derken annemin gözleri dolar. Ancak aynı annem her sabah güne Seda Sayan ile başlıyor. Öğleden sonraları saçma sapan kadın programları izliyor. Akşamları da mutfakta ki Televizyon da izlemesi gereken birkaç dizisi vardır mutlaka.
Niçin mutfakta ki Televizyon diye soracak olursanız hemen söyleyeyim.Ceketimi satar, sizi yine okuturum diyen babam, eve gelince hemen TVnin karşısına oturur. Haberleri defalarca izledikten sonra izleyecek bir dizi mutlaka bulur! Hele birde maç varsa tamamdır. Misafir odasına kimse yaklaşamaz.
Ben annemin babamın ellerinde hiç kitap görmedim. Okuma yazmaları olmasa anlayacağım. Sanki eğitim sadece diploma peşinde koşmakmış gibi anlamışlar.
Bizim için saçını süpürge ettiğini söyleyen annem ve ceketimi satar, sizi yine okuturum diyen babamın kendilerini eğitmek için hiç çaba sarf ettiğini görmedim.
Bunları seninle niye paylaştığımı söyleyeyim öğretmenim.
Anne babamı size şikayet etme niyetinde değilim. Ben onları çok seviyorum. Ancak onlara bu gerçekleri ben söylesem nankör evlat olurum. Lütfen bir sonraki veli toplantısında beni ve arkadaşlarımı anne ve babalarımıza şikayet etmeden önce, onlara çocuk eğitimi konusunda biraz bilgi verin.
Karne notlarımızı saklayın, yaramazlıklarımızı gizleyin demiyorum. Notlarımız hakkında da bilgi verin, şikayetlerinizi de dile getirin.
Ancak ailelerimizi bir araya toplamışken onlara eğitim verseniz. Özellikle Çocuk Eğitimi, Ergenlik döneminde iletişim gibi konularda her toplantıda biraz bilgi verseniz, hem sizin işinizde kolaylaşmaz mı?
Hababam sınıfındaki o sahneyi bilirsiniz öğretmenim! Hani Mahmut hoca tüm anne babaları sınıfa toplayıp, çocuklarının karnelerini onlara verdiği sahneOrada Mahmut hoca diyor ki, Bu karneler sadece çocuklarınızın değil, aynı zamanda sizinde karneleriniz sayılır. Bu notlar sadece çocuklarınızın değil sizinde notlarınız
Veli toplantılarına katılmayan ailelerden hep şikayet etmekte haklısınız. Ancak bazı arkadaşlarımın aileleri öğretmenlerinin tavırları yüzünden toplantılara katılmadıklarını söylüyorlar.
Sevgili öğretmenim!
Anne babamı sana şikayet ediyorum belki. Yaptıkları hataları cahilliklerinden yaptıklarını da biliyorum. Ancak geçen yıl ki öğretmenimin yaptıklarını düşününce üzülüyorum. Bir öğretmenin bunları bilmesi gerektiğini, ve böyle basit hatalar yapmaması gerektiğini düşünüyorum.
Tekrar ediyorum. Annem babam cahil öğretmenim!
Ya sen?

Alıntıdır.

 

 

AYAKSIZ YÜRÜ KANATSIZ UÇ

 

 

Bir gece Şems, Mevlana’yı ararken onu bir havuzun kenarında, derin düşünceler içinde otururken bulmuş. “Ne yapıyorsun?” diye sormuş. Mevlana: “Suyun üzerine yansıyan yıldızları seyrediyorum,” cevabını vermiş. Şems bir an durmuş, sonra da gülerek söyle demiş: “O zaman niye başını kaldırıp, göğe bakmıyorsun?”

Gerçekle yüz yüze geldiğimiz zaman, onu kabul edebilecek kadar cesur, taşıyabilecek kadar güçlü müyüz? Aslında bilgi, beraberinde çok büyük bir sorumluluk getiriyor. Yaşamlarına bilerek bilmeyerek dokunduğumuz her insan bizden bir parça taşıyor. Bu da bencilce değil, bilgece yaşamayı gerektiriyor.

Bilgeler, kaderi boynu bükük bir tevekkülle karşılamadıkları gibi, o çocuksu heyecanlarını detaylara takılarak yitirmezler. Onlar, maskelerin gerisindeki gerçek kimlikleri sezinlerken, hiçbir şeyin göründüğü gibi olmadığını; ilâhi elin hatasız çizdiği resimdeki paradoksların ne anlama geldiğini bilir, ona göre hareket ederler. Zarafetle, sevinçle ve zevkle…


İşte, Tebriz’in eşsiz Güneşi Şems’in, ‘Ayaksız yürü, kanatsız uç’ vecizesinde gizlenen mana bu. Zira gerçeği zihinle değil, aşk’ın her dokunuşuyla, bir çiçek gibi açılan kalbin aklıyla çözmek mümkün. Bir açmaza düştüğünüzde, yeise kapılmadan, kendinizi tüm düşüncelerden, geçmiş, gelecek gailesinden soyutlayarak yüzünüzü göğe kaldırın. Siz, o engin sonsuzluğa ait bir parçasınız. Yıldızlar ölecek, ama ruhunuz yaşayacak. Bırakın, geleceğe gelecek karar versin!

 

 

DOSTLUK İPİNİ KOPARMAYALIM

 

 

Dostluk ipini koparmayalım
Genç adam iyi bir terziymiş. Bir dikiş makinesi ve küçücük bir dükkanı varmış. Sabahlara kadar uğraşıp didinir ama pek az para kazanırmış.

Çok soğuk bir kış gecesi dükkanı kapatırken elektrik sobasını açık unutmuş ve çıkan yangın onun felaketi olmuş. Artık ne bir işi varmış ne de parası. Günler boyu iş aramış ama bulamamış. Yük taşımış, bulaşıkçılık yapmış, yine de evinin kirasını ödeyecek kadar para kazanamamış. Sonunda ev sahibinin de sabrı taşınca, küçük bir bavula sığan eşyalarıyla sokakta bulmuş kendini.



Mevsim kış, hava ayaz olsa da genç adamın köşedeki parktan başka gidecek yeri yokmuş. Bir sabah iş arayacak derman bulamamış bacaklarında. Açlıktan ve soğuktan bitkin bir şekilde bankta otururken, kocaman bir araba yanaşmış kaldırıma. Arka kapıyı açmaya çalışan şoförü kızgınlıkla yana itmiş arabadan inen yaşlı adam, "Yalnız bırakın beni, parkta dolaşırsam belki sinirim geçer" diye söylenmiş. Zengin bir işadamı olduğu her halinden belli olan ihtiyar, birkaç adım attıktan sonra bankta titreyen terziyi görmüş.

Terzi, adamın üzerindeki paltoya bakıyormuş dikkatle. Birden siniri geçiveren ihtiyar,

"Zavallı adamcağız kimbilir nasıl üşüyordur, ona nasıl yardım etsem acaba?" diye düşünmeye başlamış. Oysa terzinin düşlediği paltonun sıcaklığı değilmiş. O, çok kalın ve kaliteli bir kumaştan üretilen bu paltonun sahibine hiç de yakışmadığını ve onun vücuduna uygun şekilde dikilmediğini düşünüyormuş. Yaşlı işadamı terzinin yanına yaklaşıp,

"Ne o evlat, bu ayazda parkta donmuşsun. İstersen paltomu sana verebilirim" deyince,

"Hayır, teşekkür ederim. Ben sadece bu paltonun size göre olmadığını düşünüyordum. Kumaşı fazla kalın ve sizi olduğunuzdan şişman

göstermiş" diye cevap vermiş terzi. Yaşlı adam bu cevabı alınca hayli şaşırmış. Çünkü o da üzerindeki paltoya onca para ödediği halde kendisine bir türlü yakıştıramıyormuş.

"Soğuktan titrerken nasıl böyle bir şeye dikkat edebiliyorsun?" diye soran yaşlı adam,

"Ben terziyim" cevabını alınca;

"Benimle gel, hayat hikayeni yolda anlatırsın." diyerek arabaya bindirmiş bizim terziyi.

Bu karşılaşma, terzinin hayatındaki dönüm noktası olmuş. Böyle yetenekli bir insanın işsiz ve evsiz kalmasına çok üzülen iyiliksever yaşlı adam, terziye bir dükkan açmasına yetecek kadar para vermiş. Bunun

karşılığında tek istediği kendi giysilerini bu genç adamın dikmesiymiş. Terzi yeniden bir işe, hem de kendi işine başlamanın heyecanıyla deliler gibi çalışmaya başlamış. Bu arada yaşlı işadamı da desteğini esirgemiyor, onu kendi çevresinden zengin kişilerle tanıştırarak yeni siparişler almasını sağlıyormuş.

Küçük dükkan önce kocaman bir modaevine dönüşmüş, sonra da pek çok ünlü marka için üretim yapmaya başlamış. Terzi artık "ünlü işadamı" diye anılır olmuş.

Bir gün ihtiyar adam onu ziyarete gitmiş. Terzi çok büyük bir iş bağlantısı yapmak üzere yurt dışına gidecekmiş ve uçağa yetişmesine az bir zaman varmış. Biraz sohbet ettikten sonra yaşlı adam birden fenalaşmış, kalp krizi geçiriyormuş. Hemen bir ambulans çağırılarak hastaneye kaldırılmış. Yeni işadamımız ise büyük işi kaçırmak istemediği için uçağa yetişmiş. Yaşlı adam krizi atlatmış ve uzun süre hastanede yatmış, bir yandan da sadece bir kez telefon ederek durumunu soran terziyi bekliyormuş. Fakat terzi daha çok para kazanmak için oradan oraya koştururken bir türlü yaşlı adamı ziyarete gidememiş.

Aradan o kadar uzun bir süre geçmiş ki bu sefer de utancından yaşlı adamın kapısını çalamaz olmuş. Bir süre sonra terzinin işleri yolunda gitmemeye başlamış. Fabrikalarını kapatmak zorunda kalmış ve elinde kala kala yine küçücük bir dükkan kalmış. Utana sıkıla yaşlı adama koşmuş hemen nerede hata yaptığını sormak için. Son derece kırgın olan ihtiyar yine de onu kabul etmiş ama anlatacağı öyküyü
dinledikten sonra hemen çıkıp gitmesini istemiş. Ve başlamış anlatmaya:

"Bir zamanlar fakir bir oduncu varmış. Ormandaki bir kulübede yaşar ve odun keserek hayatını kazanırmış. Bir gün kulübesinde yangın çıkmış ve bu yangın bütün ormanı kül etmiş. O çevrede kimse ona güvenip iş vermeyince, çıkınını alan oduncu, eşeğine binip yola koyulmuş. Ağaçların arasında yürürken birinin kendisine seslendiğini duymuş. Başını

kaldırınca konuşanın bir bülbül olduğunu görmüş. Bülbül ona;

"Senin haline çok üzüldüm, şimdi öyle bir büyü yapacağım ki eşeğin çok güzel şarkı söylemeye başlayacak, sen de onunla gösteriler yapıp çok para kazanacaksın" demiş.

Gerçekten de eşek birbirinden güzel şarkılar söylemeye başlamış.

Oduncu o şehir senin bu kasaba benim dolaşıp eşeğine şarkı söyletiyor ve herkes onları izlemek için birbiriyle yarışıyormuş. Oduncu ve şarkı söyleyen eşeği bütün ülkede ünlenmişler. Bir gün yine bir gösteriye yetişmek için koştururlarken, bülbülün yardım isteyen sesini duymuş oduncu. Bir kedi bülbülü yakalamış ve yemek üzereymiş. Şöyle bir duraklamış ama gösteriye gitmemeyi, onca parayı kaçırmayı gözü yememiş, arkasına bakmadan kaçmış oradan. Gösteri başladığında

ise eşeği her zamanki gibi güzel şarkılar söylemek yerine sadece bir eşeğin çıkarabileceği sesleri çıkarmış.

Oduncu kendisini şarlatanlıkla suçlayan izleyicilerin elinden canını zor kurtarmış. İşte o zaman bülbül ölünce büyünün bozulduğunu anlamış. Ben de senin bülbülündüm ve sen beni öldürdün, büyü de o yüzden bozuldu. Keşke güzel giysiler dikerken dostluk ipliğini koparmasaydın..."

 

 

KELEBEĞİN GÖZYAŞLARI

 

 

Yeni bir bin yılın içinde, yeni bir misyon üstlenerek dünyaya iz bırakmak ve asra şekil vermek gibi bir hedefin şerefiyle onurlanmak ister misin? Dünya küçüldü... Hedef büyüdü. Hedef güzel, hoş ve lâtif...
Hedef; güzellikleri bütün insanlığa, seven bir kalb, gülen bir yüzle sunmak... Bu sunuş kalb tepsisinde, hoşgörü eliyle olursa hiç kimsenin reddetmeye gücü yetmez.

Sen hiç bir gülün, bir şekerin asık surat, kin dolu bir kalble sunulduğunu gördün mü?

Aldığın nefesi, attığın adımı, "Bir" görenin olduğunu biliyor, inanıyorduk... Şimdi binlerce gizli göz, meraklı kulak seni görüyor, takip ediyor ve her hareketini kaydediyor.

Belki yarın, bilmem kaç sene önce söylediğin bir sözü, yaptığın bir hareketi, fezanın derinliklerinden milyarlarca sesin içinden ayırıp çıkaracak ve bir CD içinde sana hediye edecekler... Belki en yakınlarının bilgilerine sunacaklar...

Hem "Bir" görenden, hem de CD'deki hareketleri seyreden ve dinleyen yakınlarının yanında yüzünün kızarmayacağı bir hayat sürmek zorundasın...

Bu kurucusu eşsiz ve tek olduğu için mükemmellerin mükemmeli düzende, kirpiğinin çıkardığı sesin bile kaybolmadığını biliyor musun?..

Artık şeffafsın... İç organların bile MR'ın maharetiyle camlaşırken, beyin dalgaların EEG'lerle çözülürken, tarihin sahnesindeki son başrolünü, bir kere daha sana, ceddine ve inancına yakışır bir şekilde oyna...

Kelebek gibi ol... Konduğun zambak, öptüğün gül, kokladığın menekşe senden incinmesin. Kanatlarında güzellik tohumları götürdüğünü, bu güzellik tohumlarının hayat bulmuş hâlinin sen olduğunu anlatabilirsen, problemi çözmüş olursun.

Ne kan dök, ne kanını dök... Senden beklenen ter ve gözyaşı...

Ter; gönül verdiğin sevdanın uğrunda zihnî ve bedenî her türlü gayret, fedakârlık ve samimiyet...

Gözyaşı ise sevgisinden, hoşgörüsünden, merhamet ve şefkatinden yumuşamış bir gönlün aşk deyince, sevgili deyince, gözlere "yaş dök!" emrini vermesine gerek kalmadan yanaklarından aşağı düşen, bir damlası güneşi söndürecek kadar tesirli hazine...

Okyanusta intihar eden bir balinanın, Afrika'da aç ölen bir çocuğun sorumluluğunu omuzlarında hisseden bir insan olmak ne kadar güzel.

Ne güzel, bir eroinman gencin hâlini lânetlemeden, anne ve babasının çektiği acıyı yüreğinde hissetmek; kendini o anne ve babanın yerine koyarak kollarını açabilmek, sevip sarabilmek...

Ne güzel kendi çaresizliğine ağlayabildiği gibi, başkalarının çaresizliğine de ağlayabilmek ve sevinciyle neşelenmek...

Kelebek; bunca yük senin omuzlarında... Oysa ki, ömrün bir mevsimlik bile değil.

Ter dökeceksin kelebek... Islanacak kanatlarındaki bin bir renk, bin bir desen, bin bir inci...

Ağlayacaksın kelebek... Gözyaşların güzelliklerin destanını yazacak...

Ve sen kelebek! Senin gibi düşünmeyeni, senin gibi inanmayanı da hoş görecek ve gönül gülünü ona verecek, hoşgörü pınarının suyunu gönlüne akıtacaksın.

Gönlün geniş, ufkun açık, gayen güzel, hedefin doğru... Ve sen Kelebek, inandığın kadar güçlüsün.


A. Mahir PEKŞEN

 

 

SENDE VAZGEÇME

 

 

Sende Vazgeçme!!!


14'üncü yüzyılda yaşamış olan büyük Moğol fatihi Timurlenk gençlik yıllarına ait şu hikayeyi arkadaşlarına anlatırmış: "Bir keresinde düşmanlarımdan saklanmak için harap bir binaya sığınmak ve saatlerce tek başıma oturmak zorunda kalmıştım. Ümitsiz durumumdan zihnimi uzaklaştırmak için kendinden çok daha büyük bir mısır tanesini yüksek bir duvara çıkartan bir karıncaya gözümü dikmiş bakıyordum. Bu işi başarmak için başarısız olan kaç deneme yaptığını saymıştım. Mısır tanesi altmış dokuz kere yere düşmüştü; ama karınca vazgeçmiyordu ve yetmişincisinde duvarın üstüne ulaştı! Bu manzara bana, vazgeçmemek için o an şiddetle ihtiyacım olan cesareti vermişti ve aldığım o dersi hiç unutmadım."

alıntı

 

 

 

AHDE VEFA

 

Hz. Ömer arkadaşlarıyla sohbet ederken, huzura üç genç girer. Derler ki :
-Ey halife, bu aramızdaki arkadaş bizim babamızı öldürdü. Ne gerekiyorsa lütfen yerine getirin.

Bu söz üzerine Hz. Ömer suçlanan gence dönerek :

- Söyledikleri doğru mu diye sorar.

Suçlanan genç der ki :

- Evet doğru.

Bu söz üzerine Hz Ömer anlat bakalım nasıl oldu diye sorar.
Genç anlatmaya başlar:

Ben bulunduğum kasabada hali vakti yerinde olan bir insanım.
Ailemle beraber gezmeye çıktık,kader bizi arkadaşların bulunduğu yere getirdi.

Affedersiniz hayvanlarımın arasında bir güzel atım var ki dönen bir defa daha bakıyor.

Hayvana ne yaptıysam bu arkadaşların bahçesinden meyve koparmasına engel olamadım. Arkadaşların babası içerden hışımla çıktı atıma bir taş attı, atım oracıkta öldü.

Nefsime bu durum ağır geldi, ben de bir taş attım, babası öldü.

Kaçmak istedim fakat arkadaşlar beni yakaladı,durum bundan ibaret, dedi.

Hz Ömer:

-Söyleyecek bir şey yok, bu suçun cezası idam.Madem suçunu da kabul ettin… dedi.

Bu sözden sonra delikanlı söz alarak:

Efendim bir özrüm var, diyerek konuşmaya başladı:

Ben memleketinde zengin bir insanım, babam, rahmetli olmadan bana epey bir altın bıraktı.

Gelirken kardeşim küçük olduğu için saklamak zorunda kaldım.

Şimdi siz bu cezayı infaz ederseniz yetimin hakkını zayi ettiğiniz için Allah(cc) indinde sorumlu olursunuz, bana üç gün izin verirseniz ben emaneti kardeşime teslim eder gelirim, bu üç gün içinde yerime rehin ve kefil olarak birini bulurum, der.
Hz. Ömer der ki:
Bu topluluğa yabancı birisin, senin yerine kim kalır ki?
Sözün burasında genç adam ortama bir göz atar, der ki:
- Bu zat benim yerime kalır.
O zat, Hz. Peygamber Efendimizin (sav) en iyi arkadaşlarından,
daha yaşarken cennetle müjdelenen Amr Ibni As’ dan başkası değildir.
Hz. Ömer Amr’a dönerek:
-Ey Amr, delikanlıyı duydun, der.
O yüce sahabe:
-Evet, ben kefilim, der ve genç adam serbest bırakılır.
Üçüncü günün sonunda vakit dolmak üzere ama gençten bir haber yoktur.
Medine’nin ileri gelenleri Hz. Ömer’e çıkarak gencin gelmeyeceği, dolayısıyla Amr Ibni As’a verilecek idam yerine maktulün diyetini vermeyi teklif ederler,
Fakat gençler razı olmaz ve babamızın kanı yerde kalsın istemiyoruz derler.
Hz. Ömer kendinden beklenen cevabı verir der ki:
-Bu kefil babam olsa fark etmez cezayı infaz ederim.
Hz Amr Ibni As ise tam bir teslimiyet içerisinde der ki:
-Biz de sözümüzün arkasındayız.
Bu arada kalabalıkta bir dalgalanma olur ve insanların arasından beklenen genç görünür.
Hz. Ömer gence dönerek der ki:
-Evladım gelmeme gibi önemli bir nedenin vardı, neden geldin?
Genç vakurla başını kaldırır ve (günümüz insanı için pek de önemli olmayan):

‘AHDE VEFASIZLIK ETTİ’ demeyesiniz diye geldim der.

Hz. Ömer başını bu defa çevirir ve Amr Ibni As’a der ki:
- Ey Amr, sen bu delikanlıyı tanımıyorsun, nasıl oldu onun yerine kefil oldun?.
Amr Ibni As vakarla kanımızı donduracak bir cevap verir:
-Bu kadar insanın içerisinden beni seçti.
‘İNSANLIK ÖLDÜ’ dedirtmemek için kabul ettim, der.

Sıra gençlere gelir, gencler derler ki:
- Biz bu davadan vazgeçiyoruz.
Bu sözün üzerine Hz Ömer:
-Biraz evvel babamızın kani yerde kalmasın diyordunuz, ne oldu da vazgeçiyorsunuz? der.
Gençlerin cevabı da dehşetlidir:
‘MERHAMETLİ İNSAN KALMADI’ DEMEYESİNİZ DİYE…

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu
Yorum yaz!

<- Son Sayfa :: Sonraki Sayfa ->

YAPILMAZI YAPAR YAĞMUR RUHLARI TEMİZLER HAYAT VERİR BİZLERE TOPRAĞA YAPTIĞI GİBİ YAĞMUR UMUTLARI YEŞERTİR ŞARKILAR SÖYLETİR İNSANA

HAKKIMDA

ÖZEL EĞİTİM VE OTİZM İLE İLGİLİ HERŞEY.

Şiirlerimi okumak için tıklayın.

LİGHT ART PERFORMANCE PHOTOGRAPHY-LAPP
RUSYA Tarihinden Kareler
Nicolas Rogers Kimdir? Biyografisi
Hayvanları Sevelim Ve Koruyalım Lütfen
Yüce Mevlam'ın Yarattığı Her Şey Ne Kadarda Güzel
Okul Öncesi Çocuklarına Hikaye Tamamlama Kartları
LHC'yi Gelecek mi Engelledi?
Büyülü Fotoğraflar
İlginç Fotoğraflar
Fotoğrafların Şaşırtan Büyüsü
AY'a Ayak Basışın 40'Yılında Özel Kareler
Leoardo DiCaprio Resimleri ve Biyografisİ
'BRİTNEY SPEARS'ten Harika Kareler
Muhteşem 'BRİTNEY SPEARS'Fotoğrafları ve Biyografisi
'BRİTNEY SPEARS' Kimdir? Biyografisi



ANA SAYFA

PROFİLİM
ARŞİV

T.C Milli Egitim Bakanligi
Aktuel P.D.R
Tebesir
Memurlar net
Zonguldak RAM
Mersin Cozum Rehberlik
Rehberlik Sitesi
Donusum Konagi
Pediatri Portali
ACEV
Sivas RAM
Ogretmenler Sitesi
Okuma Yazma Egitimi
izmir MEB
Egitim Teknolojileri
Okul PDR


Kategorilerim





Image Hosted by ImageShack.us

begonya35
kahkaha
meltemer
kuzeydenizi
alpnur
kendimgibi
gonulbahcesi
nakislarim
malihaber
panchoo
womentuana
dantelevi
maft
nukhetce
Kitap Özeti
rusence
similing
canbahar
sivist
aysegultecer
muzurx
dantelce
deryagibiyim
aygiz
emine demirel
metzengerstein
ogretmen1978
aysesarikaya
cocuklardayaraticilik
aheng
enpopuler
kelmahmut
nostaljik
alternatifblog
siirdecan
pancomodelleri
beyazesra
olayolayolay
demett
kyksanalavm
kudretle
serraninkutusu
hayalkahvesinde
hamdivehusnucan
ozgeme1
dimurca
yassmintaki
orgumodelleri09
mineninorgusu55
biraznettenbirazbenden
herteldenelisi
donerce
sude30
ironita
nesrin karaduman
nakoorgu
zisancatakilar
pastamalzemeleri
naneci
esila48
kader86
adardil
seyhanla
yemekdiettarifleri
cupcakes
hayatimardam
hepsifanclub2007denberi
serhobi
webtc
404hepsi
dantelizbiz
selmakartal
istehobilerim
elemegigoznuru78
islammuhabbeti
imdatblog



Monitored by: InternetSeer - Web Site Monitoring Hobidix - Hobi ve Elişi Dizini Blog Linkleri Link Dizini Animals blogs Aradur.com | Arama Motoru img49/6874/button4gp4.png AramaniA=Arama Motorunuz AramaniA=Arama Motorunuz hosting Türkçe Arama Motoru, Site, Altyazı, Email Arama Motoru ve Portalı Arama.CC - Site Ekle, Link Ekle, Toplist, Url Ekle Arama.CC - Site Ekle, Link Ekle, Toplist, Url Ekle Top Türkiye Link Ekle Link ekle, Site ekle, Arama Motoru, www.bultr.net Görevimiz sizi doğru adrese ulaştırmak.
adres.gen.tr
Bloglar Alemi - El Sanatları Blogları

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Map IP Address
Özel Sitelermsn ifadeleri