6/10/2009 - ÖĞRENCİLERİM İLE GERÇEKLEŞTİRDİĞİMİZ ÜTOPYA ETKİNLİKLERİ( çok il

ÖĞRENCİLERİM İLE GERÇEKLEŞTİRDİĞİM ÜTOPYA
ETKİNLİKLERİM Her yıl olduğu gibi geçtiğimiz Eğitim- Öğretim yılında da Felsefe dersinde Siyaset Felsefesi konuna geldiğimizde ÜTOPYALAR konusunda öğrencilerim ile etkinlikler yaptım. Her öğrencinin bana hayalindeki gerçekleşmesi zor olan bir ütopya yazmasını istedim. Aslında benim istediğim ütopya Devletin Yönetim biçimi ile ilgiliydi fakat onlar kendilerine göre çok daha farklı şeyler yazarak kimide Devlet Yönetimine değinerek değişik ödevler getirdiler. Oldukçada ilginçtiler. Şimdi ben sizlerle bu yazılan ÜTOPYALARI paylaşmak istiyorum. Hatta içlerinde ilerisi için güzel şeyler vaat eden ve gerçekleştirebilecek çok iddialı çocuklarımda var. Bu yazıları okuyunca sizlerde bana hak vereceksiniz. FEMİNİST BİR ÜTOPYA Bir kadınlar ülkesi düşünüyorum. Ülkemde erkekler yok! Sadece kadınlar hâkim her şeye. Egemenlik tamamen kadınların elinde. Para denen şey kesinlikle yok. Sadece gez, toz, eğlen. Zamanı istediğim zaman geriye alabiliyorum. Benim ütopyamda erkek sınırlı sayıda üretiliyor. O da belli üreme çiftliklerinde. Erkekler eğitimsiz birer varlık ve onları eğitmek biz kadınlara ait. Kadınlar huzurlu mutlu ve ortam tamamıyla bizim yönetimimizde. Kadın kadına yaşayıp gidiyoruz. Erkeklerden sadece iş gücü olarak yararlanıyoruz. Üretim çiftliklerinden sperm alınarak neslin varlığı devam ettiriliyor. Mekân olaraktan okyanus altında DECORT adında ayrıca uçan bir denizaltında yaşayabilmeyi hayal ediyorum. Hayvanlarında en az insanlar kadar önem taşıması istiyorum bu ülkede. Umarım bir gün böyle bir ülke gerçekten var olur. Dilan ÇELİK 11-C
BİR DOĞUŞUN ÖYKÜSÜ Ve herkesin ne zaman geleceğini bilmediği kıyamet o gün gelmişti. Yer ve gök sanki birleşmişti. Deniz hırçınlaşmış toprak havaya karışmıştı. Toprak birdenbire uyanmış bir dev gibiydi. Yıllardır biriktirdiği ne varsa kusuyordu sanki. Gök ağlıyor deniz ona teselli oluyordu. Bir süre böyle devam etti. Sonra birdenbire sakinleşti hepsi. Toprak yorulmuştu artık. Ne varsa kusmuş durgunlaşmıştı. Her şey tekrar yerli yerine geldi sanılırken aslında hiçbir şey eskisi gibi değildi. Dünya değişmiş bu ani patlamaya ayak uyduramamıştı. Bir süre böyle devam etti. Hiçbir şey yokmuş gibi gözükürken aslında her şey yeni başlamıştı. Doğa artık bu düzene alışmıştı canlandı açıldı hemen. Eskiye mutluluğa döndü. Bir dünya kurdu hemen kendine adını mutluluk koydu ismini kendinden alarak. Burada yaşayan canlılar vardı tabii ki de. İnsanlar, hayvanlar, bitkiler hepsi mutluydular. Her şeyleri vardı en sevdikleri yanlarındaydı. Düşmanlık yoktu burada mutsuzluk, kavga, şiddet, yalnızlık, ayrılık. Ağlamanın ne demek olduğunu bilmiyorlar. Ölmenin ne kadar acı verdiğini ve ayrılığı. Burada insanlar bir kez seviyorlar ve herkes sevdiği kişi tarafından sevildiğini biliyor. Bu yüzden acı yok, pişmanlıklar, keşkeler….Sadece sevmenin ne demek olduğunu biliyorlar,delice gönülden sevmenin… Yani kısaca mutlular. Kafalarına çok fazla şey takmıyorlar. Sevdikleriyle birlikteler sonsuzluğun verdiği sürece. Diğer taraftan gök hala sakinleşmemişti. Sadece yorulmuştu, durulmuştu. O da kendine bir dünya kurmuştu. Adını yalnızlık koymuştu. Burada sadece insanlar yaşıyordu. Bu insanlar karamsardılar, yalnızdılar. Ölüm, şiddet almıştı en sevdiklerini onlardan geriye sadece pişmanlıkları kalmıştı. Bir başlarına bırakmıştı ayrılık onları. Buradaki insanlar hep ikilemleydiler. Ölüm-yaşam, sevgi-ayrılık, umut-pişmanlık. Burada sevme hakkı sadece iradesi güçlü olan insanlara veriliyor. Eğer sevdiği kişi onu bırakıp giderse, onu aldatırsa, en acı anlarında birdenbire kaybolup sonra hiçbir şey olmamış, kendileri suçlu değillermiş gibi yüzüne bakarsa yıkılmasın, dağılmasın, onsuzda yaşayabilsinler diye. Ve burada sadece fedakâr olan ve gönülden seven insanlara aile kurma şansı veriliyor ki! Yarı yolda bırakmasınlar birbirlerini. Yuvalarını bozmasınlar ve asıl sebep çocuklarını bir diğeri olmadan yalnız büyütmesinler diye. Bunca şey yapılmasına rağmen insanlar karamsardılar işte, yorgundular. Bitik, halsiz ve mutsuzdular. Ve sonra yine birdenbire toprak delirdi. Gökte ona uydu. Her şey yine dağıldı. Ama bu sefer kısa sürdü ve her ikisi barıştı. Sadece bir dünya kurdular adını “ADALET” koydular. Burada her şey var; acı, tatlı, mutluluk, saygı, aşk, yalnızlık, ölüm, pişmanlık, huzur, aslında her iki dünya bir araya gelmişti. Böyle daha iyi oldu dediler. Ama aslında olmamıştı. Çok mutlu, sevdikleriyle birliktelerken birden ölüm geliyordu, arya ayrılık giriyordu, her şey alt üst oluyordu. Geriye yalnızlık kalıyordu. Bazen pişmanlık bazen mutluluk kimi insan çok mutlu sevdikleriyle, kimisi ağlıyor ve yalnızdı. Şimdi söyleyin bana ADALET bu muydu? Berra KADİRLER 11-A
|